Bu konuda biraz gıcıklık yapacağız, peşinen söyleyelim.

Ödül reklam’cılığı yalnızca reklam dünyasında yaşayan ve kendini reklamcı zanneden toy reklam firmalarının heveslendiği romantik bir enerji kaybıdır.

Neden?

Sözlükte ödülün anlamı şu şekilde geçiyor “Yaptığı bir işten, bir davranıştan dolayı birine verilen armağan.” Ticari fayda olarak ödül ise bir şirketi ve çalışanlarını motive eden, o şirketin repütasyonunu artıran oldukça değerli bir kavramdır.

Şimdi bu ödül törenlerini organize eden, büyük emek veren ve düzenleyenlere her türlü saygıyı saklı tutmak kaydıyla bir iki hususa dikkat çekmek istiyoruz. Son zamanlarda neredeyse bir ödül enflasyonuna dönüşen ödül reklam’cılığı, makarna gibi dağıtılan ödüller, birbirlerine ödül verme törenleri (körler ile sağırlar birbirlerini ağırlar) işi, Effie’de dahil olmak üzere itibarını yitiren ödüller çöplüğüne getirmiş durumda.

Aslında bu yarışmaların ve ödüllerin belli kriterleri var, kimi yaratıcılığa, kimi eğlenceye, kimi itibara, kimi etkiye göre değerlendirilir. Ancak işin komik tarafı, yaratıcılığın iddia edildiği fakat alıntı ve çalıntı işlere ödül verilen, hırsızlığın ödüllendirildiği başka bir sektör yok! Bu durumda ödül almak itibar artırıcı bir unsur değil, tam aksine avam bir göz boyama algısını destekliyor.

Kapitalizm copytalism’e yenilmiş, ödül simsarlığı ne yazık ki vasat bir meslek haline gelmiş. Bu durumda kırmızı başlıklı yarışma masalı da çocuk reklamcılar için düzenlenmiş bir reklam’cılık oyunundan başka bir şey olmuyor.

Durum böyle zavallı haldeyken ödül için iş yapılmaz bakış açımızı yinelemek istiyoruz. İş, ödüllere değil gönüllere iş yapmaktır. Gönüllere nakşedecek, unutulmayan işlere imza atmaktır.

Tarihte ve günümüzde etkili reklam şirketleri ve reklamcıların ödül için iş yapmadığını da çok net yer alıyor. Günümüzde iş müşterilerin ticari mallarını veya hizmetlerini sattırmaktır, reklamı değil mottosu her zaman olduğu gibi değerini korumaktadır.

Reklam işi; tatilini kampanyalı her şey dahil otellerde yapan, kullandığı cep telefonuna dokuz taksitle ulaşan, öğle yemeğini kömürde sandviçle geçiştiren, yaşam kalitesi ve görgüsü çizgi altı kalmış kredili hayatlara kaldığı sürece, bu iş görgüsü ve entelektüel sermayesi güçlü müşteri tarafında altta kalmaya mahkumdur. Bu sebepten olmalı ki bu tarz kendini reklamcı zanneden reklamcıların en sevdiği kaçış yolu bu romantik ödül törenleri, facebook hesaplarında işleri yerine yayınladıkları ucuz doğum günü kutlamaları ve görgüden uzak avam maskeleridir.

Logoyu bir tık büyütelim ve revizyon üzerine yapılan içi geçmiş espriler, efendim biz şöyle eğleniyoruz böyle uçuyoruz şeklinde modası geçmiş matbaa dönüşümlü ajans havaları baygınlığın son çırpınışlarından başka bir şey değildir.

Bu ödül işine romantik bakanlara elbette bir lafımız yok, bu söylediklerimizin aksini düşünenler olabilir. Amacımız; kendimizi haklı çıkarmak veya sektöre laf uzatmak değil. “Her kör satıcının kör bir alıcısı vardır.” derler. Alıcısı olduktan sonra aksini düşünenlerin yolları açık olsun diyoruz.